logo
  • Üye Ol
    Ad       Soyad   
    E-Posta       Parola   
  •  | 
  • Giriş Yap
    Facebook ile bağlan
    E-Posta   
    Parola   
   
Diyabetik Hastalarda Makro Besin Öğeleri Dağılımı
  • Facebookta Paylaş
  • Facebookta Paylaş
  • Google plus Paylaş
Yayınlanma Tarihi: 04.05.2015


Yazar: Öğr. Gör. Selen KÖKSAL
ÖZET

Beslenme ile ilgili yapılan bir çalışm, diyabetin kontrol altına alınabilmesinde tıbbi beslenme tedavisinin, özellikle de makro besin öğelerinin (protein, karbonhidrat, yağ) ve ağırlık kontrolünün  büyük önemi olduğunu söylemektedirler (Madelyn vd., 2010). Amerikan Beslenme ve Diyet Akademisi’ne göre; tıbbi beslenme tedavisi diyabetli bireyin kendisine özgüdür ve aynı zamana Alberti vd. tıbbi beslenme tedavisinin  kendi kendini yönetim eğitiminin de gerekli bir parçası olduğunu savunmaktadır.

American Diabetes Association (ADA), 1940-1970 yıllarında karbonhidrat kısıtlı diyet önerisini benimsemiş fakat 1971-1979 yılları arasında yeniden yapılan düzenlemelerle; “Diyabetik Hastalar İçin Diyet Önerileri ve Beslenme Prensipleri” ile ilgili raporda kısıtlı yağ, kısıtlı protein ve enerjinin geri kalan kısmının karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini bildirilmiştir.

Diyabetli hastaların beslenme programlarında karbonhidrattan gelen enerji oranı, hastanın beslenme alışkanlıklarına, kan glukoz ve lipid düzeylerine göre, her bireyde farklılık göstermektedir. Karbonhidrat miktarı ile ilgili enerjinin 50% ’nin altına düşülmemesi gerektiğini savunan görüşler olsa da, bazı araştırmalar bu oranın 45% ‘e kadar düşülebileceği görüşündedir. Hatta bununla ilgili bazı çalışmalar diyetteki karbonhidrat miktarına göre kategorize etmişlerdir. Çok düşük karbonhidratlı bir diyette günlük 21-70g , orta düşük karbonhidratlı bir diyette enerjiden gelen karbonhidrat oranının 30-40% olması, orta karbonhidratlı bir diyette enerjinin 40-65%’inin karbonhidratlardan gelişi ve yüksek karbonhidratlı diyette enerjinin en az  65%’inin karbonhidratlardan gelmesi şeklinde öneriler bulunmaktadır (Madelyn vd., 2010). 

Proteinler emilimleri sırasında kan şekerini karbonhidratlar kadar yükseltmedikleri ve yağlar kadar çok enerji sağlamadıkları için diyabetli bireyin diyetinde yeterli miktarlarda bulunması önerilmektedir (Aktaş, 2008). Tıbbi beslenme tedavisinde diyet proteini, diyabette böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesinde önemlidir ve glomerular sklerozisin patogenezinde önemli rol oynayan glomerular filtrasyonu arttırmaktadır. Nefropati gelişmemiş hastalar için, önerilen günlük protein miktarı, yetişkin sağlıklı bireylerde olduğu gibi 0,8-1,0 g/gün veya günlük enerji gereksinmesinin %10-20’si proteinden gelecek şekilde olması önerilmektedir (Baysal vd., 2009).

Diyabetli bireylerin aterosklerotik hastalık gelişme riskleri, genel popülasyona göre önemli derecede yüksektir (Franz, 2005). İnsülin yetersizliği ya da fonksiyon görememesi, adipoz dokuda lipoprotein lipaz aktivitesini olumsuz etkiler, adipoz dokudan serbest yağ asitlerinin mobilizasyonunun artmasına neden olur, karaciğerde çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) düzeyi artar. Bu veriler ışığında; diyabetli bireyin tıbbi beslenme tedavisinde diyetinin günlük enerjisinin 25-30% ’u yağdan gelecek şekilde ayarlanması önerilmektedir. Diyabetli bireylerin beslenme programında yağlarla ilgili temel hedef; doymuş yağ ve kolesterolü kısıtlamaktır. Toplam enerjinin 10% ’u doymuş yağlardan sağlanması önerilmektedir (Madelyn vd., 2010).
Sonuç olarak diyabette tıbbi beslenme tedavisi, var olan diyabeti tedavi etmek ve diyabete bağlı komplikasyonların gelişimini önlemek veya yavaşlatmak için gereklidir ve tedavinin temelini oluşturur. Bu tedavide diyabetli bireyin kan şekerine etki eden makro besin öğelerinin önemi büyüktür.  ADA, 1971-1979 yılları arasında yeniden yapılan düzenlemelerle; “Diyabetik Hastalar İçin Diyet Önerileri ve Beslenme Prensipleri” ile ilgili raporda kısıtlı yağ, kısıtlı protein ve enerjinin geri kalan kısmının karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini bildirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: diyabette tıbbi beslenme tedavisi, makro besin öğeleri, karbonhidratlar, yağlar, proteinler

Giriş

Diabetes Mellitus, insülin salınımının ve/veya insülin etkisinin mutlak veya göreceli azlığı sonucu karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında bozukluklara yol açan kronik hiperglisemi ile seyreden bir grup metabolizma hastalığıdır. Alberti ve Zummet  (1997), diyabetin iki temel sınıflamasının olduğunu söylemektedirler. Tip 1 Diabetes Mellitus genellikle otoimmün kaynaklı beta hücre yıkımı ile geliştiğini ve tip 1 diyabetli hastaların yaşamı için dışarıdan insülin verilmesinin şart olduğunu belirtmişlerdir. Tip 2 Diabetes Mellitus ise insülinin etkisine karsı dokularda direnç varlığı ile karakterizedir. Tip 2 diyabet gelişiminde genetik ve çevresel, faktörlerin kompleks ilişkileri rol alır ve tüm dünyada en sık görülen ve sıklığı giderek artan diyabet tipidir.

Normal koşullarda vücudumuz, enerji kaynağı olarak karbonhidratları kullanır. Karbonhidrat içeren besinler sindirim sisteminden sonra karaciğere gelir ve burada glukoza dönüşür. Glukoz, hücrelerin içine insülin hormonu yardımıyla girer ve burada enerjiye dönüştürülür. Karbonhidrat metabolizmasında en önemli role sahip olan insülin hormonu, kan şekeri düzeyine göre pankreastan salgılanır. İnsülinin etki gösterebilmesi için hücrelerin üzerinde bulunan ve reseptör adı verilen bölgelere bağlanması gerekir. Pankreastan yeterli miktarda insülin salgılanamaması ya da salgılanan insülinin çeşitli nedenlerle etkisiz olması sonucu, glukozun hücre içine alınamaması ve enerji olarak kullanılamaması durumu ortaya çıkar. Yeterli insülin üretildiği halde insülinin hücrelerin üzerindeki reseptörlere bağlanmasında bir bozukluk olursa, daha çok şişman erişkinlerde görülen Tip 2 diyabet meydana gelir (Aktunç, 2002) .

Yaşam boyu süren bir hastalık olan diyabet, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için başlıca ölüm sebeplerinden birini oluşturması ve tedavi giderlerinin oldukça yüksek olması nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Bu nedenle tedavi çok önem kazanmaktadır. Tedavinin ana hedefi metabolik kontrolün sağlanmasıdır. Bunun yanı sıra tedavinin amacı bireylerin yakınmalarını gidermek, komplikasyonların gelişimini önlemek veya geciktirmek, büyüme-gelişmenin devamını sağlamak, bireyin yaşam kalitesini artırmak ve bireye her yönden (psikolojik, sosyal) düzenli bir yaşam sağlamak da tedavinin ilkeleri arasındadır. Metabolik kontrolü sağlayan etkenlerin başlıcaları; endojen insülin sekresyonu, insülin ve/veya oral antidiyabetikler, egzersiz ve bireyin yaşam tarzıdır (Aktaş,2008). Son yapılan çalışmalar göstermiştir ki; yaşam tarzı değişikliği bireyin beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesiyle olmaktadır (Madelyn vd., 2010).  Vinik ve Wing (1990), tüm bunlardan tıbbi beslenme tedavisinin; kapsamlı diyabet bakım ve tedavisinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu savunmaktadırlar. Diyabette diyet tedavisinin temel amacı, diyabetli hastaların metabolik kontrollerinin iyileşmesine katkıda bulunacak günlük yiyecek seçimlerini yaparken kendilerini güvende ve rahat hissetmelerini sağlamak olduğu ve bireyin sevdiği yiyeceklere ve kendisine özgü beslenme alışkanlıklarına uyarlanarak hazırlanmış bireyselleştirilmiş bir beslenme planıyla bu hedefe ulaşabilineceğini belirtmektedirler. Aynı zamanda; tıbbi beslenme tedavisi diyabetik hastalarda, kan şekeri seviyesini optimal hale getirmenin yanında, kontrol edilemediği takdirde tansiyon ve bir çok kardiyovasküler hastalıklardan korunmak için kan yağı ve koletserol değerlerinin normal seviyede tutulmasını amaçlamaktadır (Madelyn vd., 2010).

Beslenme ile ilgili bir çalışma diyabetin kontrol altına alınabilmesinde beslenmenin, özellikle de makro besin öğelerinin (protein, karbonhidrat, yağ) ve ağırlık kontrolünün  büyük yeri olduğunu söylemektedir (Madelyn vd., 2010). American Diabetes Association (ADA), tıbbi beslenme tedavisinde makro besin öğelerinin beslenme planında önemli yer teşkil ettiğini vurgulamaktadır (Madelyn vd., 2010). Amerikan Beslenme ve Diyet Akademisi’ne göre; tıbbi beslenme tedavisi diyabetli bireyin kendisine özgüdür ve aynı zamana Alberti vd. tıbbi beslenme tedavisinin  kendi kendini yönetim eğitiminin de gerekli bir parçası olduğunu savunmaktadır.

Vinik ve Wing (1990), diyabet ile ilgili ilk diyet önerilerinde, hastalığın klinik bulgularından glukoza yönelik bilgiler var olduğunu söylemektedirler. M.Ö. 1500 yıllarında aşırı idrar yapmayı önlemek amacıyla buğday tanesi, meyve ve tatlı bira kullanılmıştır. İlk kez “diabet” terimini kullanan Kapadokyalı Arateus; nişasta, meyve ve tatlı şarabın tüketilmesini önermiştir. Altıncı yüzyılda Hintli Madhumea diyabete, aşırı miktarlarda tüketilen pirinç, un ve şekerin neden olduğunu belirtmiştir. 1600’lü yıllarda Thomas Willis yüksek karbonhidratlı besinlerin diyabet tedavisinde olumlu rol oynayacağını ileri sürmüştür. 1797’de ise; İngiliz John Rollo karbonhidratların  diyabetteki temel sorun olduğunu iddia ederek, yüksek hayvansal yağlardan ve düşük karbonhidratlardan oluşan diyet modeline geçmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde; Charles Henry Pile, Rollo gibi sadece hayvansal kaynaklı besinlerle beslenmenin önemini, 1870’de Fransız klinisyen Appolinaire Bouchardat da karbonhidratlar yerine  yüksek yağlı besinlerden oluşan besinlerin az porsiyonlarla tüketilmesini savunmuştur.

O yıllarda  Bernhard Naunyn, diyabetik hastaların diyetleriyle vücuda alınan proteinin karbonhidrata dönüştüğünü savunarak her ikisinin de az miktarda tüketilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu düşünceler, Allen’in diyabette açlık tedavisine kadar olan sürede, diyabette diyet tedavisinin temelini oluşturmuştur. İnsülinin keşfinden önceki dönemde; bir yandan düşük karbonhidratlı, yüksek yağlı diyet benimsenirken; diğer yandan yeterli karbonhidrat alımının gerekli olduğu vurgulanmıştır. Bu diyet iddiaları doğrultusunda; beslenme önerilerinde; diyabetik hastaların diyetlerinde kısıtlı şekerlemeye ek olarak belirli porsiyonlarda et ilave edilmiş, aşırı miktarda tahıl ve pirinç tüketimi, kaymağı alınmış süt diyeti ve patates diyeti bulunmaktadır (Crapo, 1994).
İnsülin tedavisinin başlamasından sonra 1900’lü yılların başında; Geyelin ve diğer araştırıcılar, yeterli insülin varlığında, yüksek karbonhidratlı diyetin faydalı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunu izleyen yıllarda Rabinovitc ve Himsworth yüksek karbonhidratlı, düşük yağlı diyeti savunarak, bu tür diyetlerin, diyabetteki kardiyovasküler ve renal komplikasyonlarda, potansiyel yararları olduğunu belirtmişlerdir (Crapo, 1994).

Brunzel ve Anderson tarafından, yüksek karbonhidratlı diyetin diyabetik hastalarda olduğu gibi, sağlıklı bireylerde de glukoz toleransını düzelttiği konusundaki çalışmalar ortaya konmuştur. Aynı dönemlerde Kempner ve arkadaşları, hipertansiyon tedavisinde kullandıkları ‘pirinç diyeti’ olarak adlandırdıkları %90 karbonhidrat oranına sahip diyeti diyabetik hastalara uygulamışlar ve  sonuçta diyabetlilerin glikozürilerini ve insülin ihtiyaçlarını azalttığını tespit etmişlerdir.
Anderson,  Geil (1994), yüksek karbonhidratlı, yüksek posalı, düşük yağlı diyetlerin, diyabetik hastaların tedavisinde yararlı olduğu ve posanın diyabet tedavisindeki öneminin, yapılan çalışmalarla büyük olduğunu belirtmişlerdir.

Diyabette karbonhidratlar

Amerikan Beslenme ve Diyet Akademisi’ne göre karbonhidratlar protein ve yağlara göre kan şekerini daha çok etkilemektedir. Diyabetli hastaların beslenme programlarında karbonhidrattan gelen enerji oranı, hastanın beslenme alışkanlıklarına, kan glukoz ve lipid düzeylerine göre, her bireyde farklılık göstermektedir. Günümüzde diyabetli hastanın beslenmesinde karbonhidrat kısıtlaması  önerilmemektedir. Karbonhidrat miktarı enerjinin  50%’sinin altına düşülmemesi gerektiğini savunan görüşler olsa da, bazı araştırmalar bu oranın 45% ‘e kadar düşülebileceği görüşündedir. Hatta bununla ilgili bazı çalışmalar diyetteki karbonhidrat miktarına göre kategorize etmişlerdir. Çok düşük karbonhidratlı bir diyette günlük 21-70g , orta düşük karbonhidratlı bir diyette enerjiden gelen karbonhidrat oranının 30-40% olması, orta karbonhidratlı bir diyette enerjinin 40-65%’inin karbonhidratlardan gelişi ve yüksek karbonhidratlı diyette enerjinin en az  65%’inin karbonhidratlardan gelmesi şeklinde öneriler bulunmaktadır. Çalışmalarda bu oranlar kullanıldığında; çok düşük karbonhidratlı ile orta düşük karbonhidratlı diyet uygulayan diyabetik hastalarda A1c değerinde önemli bir farklılık gözlenmemiştir. Aynı şekilde orta veya yüksek karbonhidratlı diyetler arasında yapılan farklı bir çalışmada da herhangi anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Günlük enerji gereksinmesi, alınan karbonhidrat miktarından çok alınan enerji miktarı ile ilişkilidir. Karaciğerin protein, yağ ve karbonhidrat gibi değişik besin öğelerinden glukoz oluşturma özelliği bulunmaktadır. Diyette karbonhidrat alımı sınırlandığı zaman hastada kan lipid ve kolesterol düzeyleri artmakta ve koroner kalp hastalığına yatkınlık ortaya çıkmaktadır (Madelyn vd., 2010).  Diyabetli beslenmesinde karbonhidrat türü olarak daha çok geç emilen kompleks karbonhidratlar kullanılır. Kompleks karbonhidratların emilimleri için daha uzun süre geçtiğinden kan glukoz düzeyinde daha yavaş ve daha orta düzeyde artış oluşur. Bu sebeple; diyabetiklere basit karbonhidratlardan kaçınmaları önerilmektedir. Bu durumda glisemik indeks kavramına önem verilmesi gerekmektedir. Glisemik İndeks (GI), 50 g karbonhidrat içeren test yiyeceğinin iki saat içerisinde oluşturduğu kan glukozu artış alanının aynı miktarda karbonhidrat içeren referans yiyeceklerin oluşturduğu kan artış alanına kıyaslanmasıdır. Kısaca yenildikten iki sonra besinlerin gösterdikleri glukoz yanıtlarının standart olarak alınan ekmeğin gösterdiği yanıta göre yüzde değeridir. Diyabetik diyette düşük glisemik indeksli besinler bulundurulmalıdır. Besinlerin glisemik indeks değerlerini etkileyen birçok faktör vardır. Besinlerin içerisinde bulunan nişastanın yapısındaki farklılık bunlardan biridir. Nişasta molekülü amiloz ve amilopektin içerir. Amilopektin dallı yapıdadır ve molekül ağırlığı amilozdan daha fazladır. Böylece aralarındaki alan farkına bağlı olarak sindirim farkı oluşur ve GI farkı ortaya çıkar. Çözünebilen posanın viskozitelerinin karbonhidrat emilimini azaltıcı etkisi olduğundan, glisemik etkisinin daha düşük olduğu bilinmektedir. Yavaş yemek yeme, yiyeceklere ve yapısına uygulanan bazı işlemler ve beraber kullanıldıkları besin öğesi gruplarına bağlı olarak GI değeri farklılık göstermektedir (Baysal vd., 2009)  .
Diyetin total karbonhidrat içeriğinin bir kısmının sükroz olarak kullanılmasının Tip 1 ve Tip 2 diyabetlilerde kan glukoz kontrolünü bozmadığı gösterilmiştir. Rafine şeker alımı total enerjinin 10%’undan az olduğunda karbonhidrat ve lipit metabolizması üzerine olumsuz etkisi olmadığı ileri sürülmektedir. Total enerjinin %10’undan azı olacak şekilde sükroz tüketimi önerilebilmektedir. Sükroz veya sükroz içeren besinlerin karbonhidrat miktarı göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, sükroz içeren besinlerin yağ gibi diğer besin ögelerine de dikkat edilmelidir. Yavaş emilimi nedeniyle fruktoz alımından sonra postprandiyal glukoz ve insülin yanıtı, glukoz ve sukroz alımından sonra düşüktür. Bununla birlikte, insülin yetersizliği olan diyabetli bireylerde fruktoz, hepatik glukoz üretimini stimüle eden kan glukoz konsantrasyonlarında artışa neden olur. Diyabetik bireylerde fruktozun serum lipitlerine özellikle trigliserit ve LDL kolesterol üzerine olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Bu durum özellikle dislipidemili diyabetikler için önem taşımaktadır. Fruktoz alımının enerjinin %10-20’sini aşmaması önerilmektedir. Fruktozun doğal olarak bulunduğu sebze, meyve gibi besinlerin azaltılmasına gerek yoktur. Sukroz kadar enerji içerdiği için öğün planında kalori kaynağı olarak düşünülmeli, düşük kalorili veya serbest olarak görülmemelidir. Diyabet diyetinde en uygun karbonhidrat içeriğini ve türünü saptarken; hastanın vücut ağırlığı, plazma kolesterol ve trigliserit düzeyi, beslenme alışkanlıkları göz önünde bulundurulmalıdır (Baysal vd., 2009)

Diyabette proteinler

Proteinler organizmanın her türlü işlev ve reaksiyonunda rol almaktadır. Proteinler emilimleri sırasında kan şekerini karbonhidratlar kadar yükseltmedikleri ve yağlar kadar çok enerji sağlamadıkları için diyabetli bireyin diyetinde yeterli miktarlarda bulunması öneilmektedir (Aktaş, 2008). Diyet proteininin intra glomerular basınçtaki değişimleri etkilediği bilinmektedir. Ayrıca diyet proteini, diyabette böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesinde önemlidir ve glomerular sklerozisin patogenezinde önemli rol oynayan glomerular filtrasyonu arttırmaktadır. Yüksek proteinli diyet glomerular hasar oluşumunu hızlandırırken, düşük proteinli diyet ise, glomerular basıncı azaltır, böbrek yapı ve fonksiyonlarını korur. Bu nedenle diyabetik nefropatili hastalarda protein alımının azaltılması (0,6-0,8 g/kg) kronik böbrek yetmezliği gelişimini yavaşlatması açısından yararlı olmaktadır. Nefropati gelişmemiş hastalar için de, önerilen günlük protein miktarı, yetişkin sağlıklı bireylerde olduğu gibi 0,8-1,0 g/gün veya günlük enerji gereksinmesinin %10-20’si proteinden gelecek şekilde olması önerilmektedir. Mikroalbüminüri varsa, bu miktar %10-12’ye kadar azaltılması gerektiği vurgulanmaktadır. Kilo kaybı sağlamak için yüksek proteinli diyetler önerilmez. Enerjinin 20%’sinden fazla protein alımının diyabet tedavisi ve komplikasyonları üzerine etkisi bilinmemektedir. Bu tip diyetler kısa dönemde kilo kaybı sağlayabilir ve glisemiyi iyileştirebilir. Ancak bu faydaların uzun dönemde de devam ettiği saptanmamıştır. Ayrıca protein alımındaki artış doymuş yağ alımını da artırmaktadır (Baysal vd., 2009)

Diyabette yağlar

Diyabetli bireylerin aterosklerotik hastalık gelişme riskleri, genel popülasyona göre önemli derecede yüksektir. İyi kontrol edilmeyen Tip 1 diyabetli bireylerde plazma lipid ve lipoprotein konsantrasyonları yüksektir ve DM, koroner arter hastalık riskini 3-4 kat daha arttırmaktadır (Franz, 2005). İnsülin yetersizliği ya da fonksiyon görememesi adipoz dokuda lipoprotein lipaz aktivitesini olumsuz etkiler, adipoz dokudan serbest yağ asitlerinin mobilizasyonunun artmasına neden olur, karaciğerde çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL) düzeyi artar. Uzun süre insülin yetersizliğinde serbest yağ asitleri karaciğerde ketonlara dönüşür, lipoprotein lipaz aktivitesi azalır, kanda VLDL, şilomikron ve düşük dansiteli lipoproteinler artar. Bu veriler ışığında; diyabet diyetinde günlük enerjinin 25-30%’u yağdan gelecek şekilde ayarlanması önerilmektedir. Aynı zamanda enerjinin 25%’inin üzerine çıkılmaması gerektiğini savunan görüşler de vardır. Diyabetli bireylerin beslenme programında yağlarla ilgili temel hedef; doymuş yağ ve kolesterolü kısıtlamaktır. Toplam enerjinin %10’u doymuş yağlardan sağlanması önerilmektedir. Düşük dansiteli lipoproteini (LDL) 100 mg/dl olan veya üzerinde olan bireylerde doymuş yağ 7% ile sınırlandırılması önerilmektedir. Sağlıklı bir bireyin diyetinde kolesterol alımı 300 mg/dl’nin altında olması savunulurken, LDL-kolesterolü 100 mg/dl olan veya üzerinde olan bireylerde günlük kolesterol alımı ise; 200 mg/dl ile sınırlandırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Trans yağ asitlerinin alımının azaltılması ve haftada 2-3 porsiyon balık tüketimi yeterli çoklu doymamış yağ asidi (ÇDYA) yani omega-3 sağlar. Gelecek çalışmalar , düşük doymuş yağ asitlerinin alımı ya da yüksek çoklu doymamış yağ asitlerinin alımının glukagon benzeri peptit 1 aktivasyonunu yükseltmesi  ve postprandiyal trigliserid yanıtını azaltması üzerinde durulacağı planlanmaktadır (Madelyn vd., 2010).

Sonuç olarak diyabette tıbbi beslenme tedavisi, var olan diyabeti tedavi etmek ve diyabete bağlı komplikasyonların gelişimini önlemek veya yavaşlatmak için gereklidir ve tedavinin temelini oluşturur. Ağırlık kontrolünü sağlayarak, sağlıklı besin seçiminde yol gösterici olan tıbbi beslenme tedavisi, aynı zamanda diyabetli bireyde kan şekeri düzeylerini normal veya normale yakın düzeylerde tutarak oluşabilecek riskleri azaltmaktadır (Alphan vd., 2013).  Bu tedavide diyabetli bireyin kan şekerine etki eden makro besin öğelerinin önemi büyüktür. ADA, 1940-1970 yıllarında karbonhidrat kısıtlı diyet önerisini benimsemiş fakat 1971-1979 yılları arasında yeniden yapılan düzenlemelerle; “Diyabetik Hastalar İçin Diyet Önerileri ve Beslenme Prensipleri” ile ilgili raporda kısıtlı yağ, kısıtlı protein ve enerjinin geri kalan kısmının karbonhidratlardan karşılanması gerektiğini bildirilmiştir. Bu prensipler, makrovasküler hastalıklarda lipidlerin önemi, protein alımının böbrekler üzerindeki etkileri gibi yeni bilgilere dayandırılarak oluşturulmuştur.

KAYNAKÇA

Alberti K, Zummet Z., Definition, Diagnosis and Classification of Diabetes Mellitus and its Complications. Part 1: Diagnosis and classification of diabetes, provisional report of a WH0 Consultation. Diabet Med 15:539, 1997.

Aktunç E (2002) Tip 2 Diyabette Patofizyoloji ve Akılcı Tedavi Yaklaşımı, cilt:11, sayı:9, s:334.

Baysal A, Bozkurt N, Pekcan G, Besler T, Aksoy M, Merdol TK, Keçecioğlu S, Mercanlıgil SM. (2009) Diyet El Kitabı. 4. Baskı. Hatiboğlu Yayıncılık, İstanbul.

Aktaş A. (2008) Tip 2 Diyabetik Hastalarda Kapsamlı Diyabet Tedavisi Eğitim ve Uygulamalarının Glisemik Kontrolün Sağlanmasına Etkileri, Uzmanlık Tezi, İstanbul, (Danışman: Uzm.Dr. Refik Demirtunç).

Vinik A, Wing RR. Nutritional management of the person with diabetes. In: Rıfkın H, Porte D, eds. Diabetes Mellitus Theory and Practice. Elsevier Science Publishing Co Inc 1990:464-96.

Crapo AP. Dietary management. In: Kahn CR, Weir GC, eds. Joslin’s Diabetes Mellitus. Philadelphia, Baltimore, Hong Kong, London, Munich, Sydney, Tokyo: Lea and Febiger, 1994:415-30.

Anderson JW, Geil PB. Nutritional management of diabetes mellitus. In: Shils ME, Olson JA, Shike M, eds. Modern Nutrition in Health and Disease, cilt II. Philadelphia, Baltimore, London, Munich, Sydney, Tokyo: Lea and Febiger, 1994: 1259-86.

Baysal A, Bozkurt N, Pekcan G, Besler T, Aksoy M, Merdol TK, Keçecioğlu S, Mercanlıgil SM. (2009) Diyet El Kitabı. 4.Baskı, İstanbul, Hatiboğlu Yayıncılık.

Franz MJ, Bantle JP, Beebe CA, Brunzell JD, Chiasson JL, Garg A, Holzmeister LA,  oogwerf B, Mayer- Davis E, Mooradian AD, Purnell JQ, Wheeler M. (2005) American Diabetes Association. Evidence based nutrition principles and recommendations fort he treatment and prevention of diabetes and related complications. Diabetes Care, 25 (1): 148-198.

Alphan, E. (2013) . Hastalıklarda Beslenme Tedavisi. Emel Tüfekçi Alphan (Ed.), Diabetes Mellitus ve Beslenme Tedavisi (s. 415-507). İstanbul

http://www.eatright.org/resource/health/diseases-and-conditions/diabetes/diabetes-and-diet
© 2014 - "SağlıkAfiyetDergi.com" Sağlıklı Yaşam Akademisi tescilli markasıdır.
Yasal Uyarı: Yayınlanan makale, yazı ve haberin tüm hakları www.saglikafiyetdergi.com'a aittir. Özel izin alınmadan makale, yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir. Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, içeriklerden konunun yazarları sorumludur. İçerik sağlayıcısı haberlerin/yazıların/makalelerin altında gösterilmekte olup, 5651 s. kanun gereği adli/idari bütün sorumluluk içerik sağlayıcıya aittir. Siteye giren herkes "Kullanım Koşullarını" ve eklerini kabul etmiş sayılır.