logo
  • Üye Ol
    Ad       Soyad   
    E-Posta       Parola   
  •  | 
  • Giriş Yap
    Facebook ile bağlan
    E-Posta   
    Parola   
   
Diyabet ve Tatlandırıcılar
  • Facebookta Paylaş
  • Facebookta Paylaş
  • Google plus Paylaş
Yayınlanma Tarihi: 26.04.2015


Yazar: Yrd. Doç. Dr. Esen KARACA
ÖZET

Tatlandırıcılar, günlük yaşamda kullandığımız sofra şekeri (sukroz) yerine kullanılabilen doğal olarak bulunabilen veya kimyasal olarak üretilebilen, aynı miktardaki sofra şekerinden daha az enerji içeren maddelerdir. Ulusal Gıda Kodeksi Komisyonu’na göre besinlere şeker tadı veren, şeker  olmayan öğeler olarak tanımlanır ve çeşitli şekillerde gruplanabilirler. Şeker ve diğer enerji içeren tatlandırıcıların en önemli özelliği kan şekerini kısa sürede yükseltmeleridir. Şekerin vücuttaki olumsuz etkilerinden kaçınma isteği tatlandırıcıların günümüzde yoğun olarak kullanılmasını beraberinde getirmiştir. Özellikle diyabet hastaları başta olmak üzere, ağırlık problemi yaşayan bireyler veya herhangi bir sağlık problemi olmayan ancak ağırlığını korumak veya diş çürüklerini önlemek isteyen kişiler, şeker yerine tatlandırıcı kullanımını tercih etmektedirler.

Anahtar Kelimeler: Diyabet, tatlandırıcılar, şeker

GİRİŞ

Tatlandırıcı, Ulusal Gıda Kodeksi Komisyonu’na göre besinlere şeker tadı veren, şeker olmayan öğeler olarak tanımlanır ve çeşitli şekillerde gruplanabilirler. Şeker ve diğer enerji içeren tatlandırıcıların en önemli özelliği kan şekerini kısa sürede yükseltmeleridir. Ancak obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları gibi sağlık sorunlarının tedavisi için hastaların diyetlerinde şeker ve şekerli yiyeceklerin tüketimi kısıtlanır. Diyabetli hastalarda tatlı algılama duyusunun azalması ve tatlı yiyeceklerin genelde sevilmesi, bu kişilerde tatlı yeme isteğini artırmaktadır ve özellikle diyabet hastalarında başta olmak üzere, ağırlığı fazla olan kişiler veya herhangi bir sağlık problemi olmayan ancak ağırlığını korumak veya diş çürüklerini önlemek isteyen kişiler, şeker yerine tatlandırıcı kullanımını tercih etmektedirler. Bu ihtiyaçtan dolayı, seker yerine geçecek aynı tadı verecek ancak, sağlık açısından sakıncası olmayacak düşük kalorili ve/veya kalori içermeyen bazı yapay tatlandırıcıların üretimi ve tüketimi 19. yüzyılın sonlarında gündeme gelmiştir (Özer, 2000; Baysal,2002).

TATLANDIRICILAR

Tatlandırıcılar, günlük yaşamda kullandığımız sofra şekeri (sukroz) yerine kullanılabilen doğal olarak bulunan veya kimyasal olarak üretilen, aynı miktardaki sofra şekerinden daha az enerji içeren maddelerdir. Tat alma zevkinden yoksun kalmaksızın şekerin vücuttaki olumsuz etkilerinden kaçınmak gereksinimi, tatlandırıcıların günümüzde yoğun olarak kullanılmasını beraberinde getirmiştir. İdeal bir tatlandırıcı aşağıdaki özellikleri taşımalıdır.

• Şekerin duyusal özelliklerini içermeli,
• Kullanırken ve kullandıktan sonra ağızda acı ve/veya metalik tat bırakmamalı,
• Kolay çözünmeli,
• Çözündükten sonra renksiz olmalı,
• Kokusuz olmalı,
• Isıya dayanaklı olmalı,
• Ekonomik olmalı,
• Düşük enerjili olmalı,
• Teratojenik, toksik ve kansorojenik açıdan güvenli olmalıdır.

Enerji içeriğine göre tatlandırıcılar 3’e ayrılır:

Enerji içeren tatlandırıcılar (Bulk Sweeteners)
Enerji içermeyen tatlandırıcılar (Intense Sweeteners)
Karışım tatlandırıcılar (Compound Sweeteners)

Kaynağına göre tatlandırıcılar 2’ye ayrılır;

Doğal Tatlandırıcılar : Bitkisel doğal kaynaklardan elde edilir.
Yapay Tatlandırıcılar : Sentezleme yolu ile elde edilir.

ENERJİ İÇEREN TATLANDIRICILAR

SUKROZ

Sukroz, diğer adlarıyla sakkoroz veya çay şekeri, bir glukoz ve bir fruktoz molekülünün bir araya gelmesiyle oluşan disakkarittir. Sakkaroz bitkiler tarafından üretilir ve kolay sindirilir. Mideden sonra ince bağırsakta kısa sürede kana karışmaya başlar. Sakkaroz gram başına 3.94 kkal enerji verir. Yüksek sakkaroz içeren besinlerin tüketimi; obezite başta olmak üzere, diş çürükleri ve diyabete neden olabilmektedir (Ten, 2004). Yapılan çalışmalarda, sükrozla beslenen bireylerin kan şekerinin yükseldiği ve trigliseritlerinin artarak insülin direncine neden olduğu gözlenmiştir (Fukuchi, 2004).

ŞEKER ALKOLLERİ

Şeker alkolleri, doğada bitkilerin birleşiminde serbest ya da bileşik olarak bulunurlar (Tablo 1). Kan glukoz seviyesi üzerinde etkilidir ancak, gastrointestinal sistemden çok yavaş emilmeleri nedeni ile şekere göre daha yavaş etki gösterirler. Sofra şekeri 3.94 kkal/gr, şeker alkolleri ise 0-3 kkal/gr enerji verir. Şeker alkolleri, çeşitli derecelerde tatlılık vermek, hem de enerji alımını azaltmak için şeker yerine gıda endüstrisi tarafından kullanılmaktadır (Hanas, 1998).

Fazla tüketildiğinde; gaz, şişkinlik, ishal ve baş ağrılarına neden olabilir. Bazı insanlarda az miktarlarda tüketildiğinde bile bu yan etkilerle karşılaşılabilir. Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği, Gıda Maddelerinde Kullanılan Tatlandırıcılar Tebliği’nde doğrudan tüketiciye satılan poliollerin etiketinde ‘aşırı kullanımı laksatif etkiye neden olabilir‘ uyarısı yer almalıdır diye belirtilmektedir (ADA, 2004).




FRUKTOZ

Fruktoz, glukoza göre daha geç kristalleşir ve daha yavaş fermente olur. En önemli fruktoz kaynağı, hazır gıda üretiminde yaygın olarak kullanılan yüksek fruktozlu mısır şurubudur. Fruktozun yoğun biçimde depolandığı organ karaciğerdir. Ancak fruktozun vücutta metabolik olarak kullanılması, bireyin beslenme ve endokrin durumu tarafından etkilenmektedir. Bu nedenle önceleri insülin salgısının fruktozdan etkilenmediği, fruktozun kan şekeri seviyesi üzerinde ilk aşamada direkt etki göstermediği düşünülerek diyabetli hastalara tavsiye edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda fruktozun çok ciddi olumsuz metabolik etkileri ortaya çıkmış, görüşler tersine dönmüştür (Crapo, 1988).

Tablo 1: Şeker alkolleri

Not. HSH kısaltması ‘Hydrogenated Starch Hydrolysates (Hidrojene Edilmiş Nişasta Hidrolizatları)’’ karşılığı olarak kullanılmıştır. Uyarlandığı kaynak “Fitch, C., Keim, KS. (2012). Position of the Academy of Nutrition and Dietetics: use of nutritive and nonnutritive sweeteners. Academy of Nutrition and Dietetics. 112(8):1279.’’ aittir.

ENERJİ İÇERMEYEN TATLANDIRICILAR

Asesülfam potasyum, aspartam, neotam, sakarin ve sukroloz dahil FDA tarafından izin verilen beş adet kalorisiz tatlandırıcı mevcuttur (ADA, 2006). Enerji içermeyen tatlandırıcılar, ABD’de (Amerika Birleşik Devetleri’nde) 1903 yılında sakarinin piyasaya sürülmesinden bu yana kullanılmaktadır. Enerjisiz tatlandırıcılar, şeker tüketimini ve şekerden gelen enerjiyi azaltmada yardımcı olmaktadır. ABD’nin diyet rehberinde ‘ Enerji içeren tatlandırıcılar içeren içecekler, şeker, tatlılar ve besin değeri çok düşük olan veya olmayan diğer tatlandırılmış gıdalar ile beslenme kalitesi arasında olumsuz bir ilişki söz konusudur. Bu bileşikler, aşırı enerji alımına neden olabilirler. Bu durum şeker tüketiminin azaltılmasının önemini doğrulamaktadır.’yazmaktadır  (Dietary Guidelines for Americans, 2005; 
http://www.health.gov/dietaryguidelines/dga2005/document, Erişim Tarihi: 31.01.2015).

SUKRALOZ
 
Sukraloz, küçük ve hareketsiz bir moleküldür (Daniel, Renwick ve Roberts 2000). Sukralozun %85 gibi büyük bir kısmı vücutta emilmeden gaitayla dışarı atılır. Yaklaşık %15’ lik sınırlı absorbsiyonu pasif difüzyon yoluyla ve gastro intestinal kanaldan gerçekleşir. Enerji vermez. Suda yüksek, yağda düşük oranda çözünür. Klorsuzlaşmaz. Biyo-akümülasyon gerçekleştirmez ve hızlı bir şekilde elimine edilir (Renwick ve ark. 2000).

Sukraloz, yüksek pişirme ve fırınlama ısısına ve daha ötesi çok yüksek sıcaklıklara dayanıklıdır. Sukraloz ile hazırlanmış besinler, pişirme ve bekleme ile tadını kaybetmez. Sukraloz, karamelize olmaz, bu nedenle bazı besinlerde pişirme sırasında oluşması istenen karamelizasyon sağlanamaz.

Sukralozun tadının şekere benzer olduğu, ağızda acı tat bırakmadığı (Beyts ve Wiet, 1992) ve tat reseptörüyle etkileşiminin doğal şekerlerle benzer olduğu çalışmalarla gösterilmiştir (Conn ve ark. 2005). Çalışmalar; sukralozun anne sütüne, plesanta üzerinden fetuse veya kan-beyin bariyeri üzerinden sinir sistemine aktif olarak taşınmadığını göstermektedir (Goldsmith ve Grice, 2000). Ayrıca sukraloz protein molekülü olmadığı için çalışmalar sonucunda herhangi bir alerjik potansiyel göstermemektedir. Büyüme-gelişme, hematoloji, klinik kimya, idrar tahlili, oftalmolojik, nörolojik sağlık, immünolojik ve mikroskobik değerlendirmeler ile ilgili hiçbir toksisite gözlenmemiştir (FDA, 1998).

Sukraloz için günlük alım; Amerika’da 5mg/kg/gün olarak kabul edilmiştir (FDA, 2000). Avrupa Birliği ülkelerinde, 15 mg/kg/gün olarak belirlenmiştir (ADA, 2010). Sukraloz sanayide özellikle, alkolsüz içecek yapımında kullanılmaktadır (Federal Register, 1998)

ASPARTAM

Beyaz, kokusuz, kristal toz görünümündedir. Aspartamın 1 gramı 4kkal enerji verir. Suda hemen hemen tamamen, alkolde kısmen çözünmektedir. Aspartamın çözünürlüğü, sıcaklık ve PH’dan etkilenir. Kuru ortamlarda dayanıklıdır. Nemin bulunmadığı ortamlarda, minimum raf ömrü 5 yıldır. Yapılan kör tat panellerinde, aspartam ve şekerin tat profillerinin birbirine çok yakın olduğu görülmektedir. Tat panellerinin yapımı sırasında birçok insan şeker ve aspartam ile tatlandırılmış olan ürünler arasındaki farkı net algılayamamıştır. Aspartam, çay şekerinden 180 - 200 kat daha tatlıdır (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

Yüksek doz aspartam kullanımının, kansorojen olduğuna dair çok sayıda bağımsız bilimsel çalışma vardır. Aspartamın kütle olarak % 10’u ince bağırsaklarda metil alkole dönüşmektedir. Metanolün büyük bölümü bağırsaklardan emilerek, hızlıca formaldehite, sonra da formik aside dönüşmektedir. Bu durum metabolik asidosize yol açmaktadır. Spazmlar, ani ağrılar, bacakta uyuşma, kramp, vertigo, bulantı, baş ağrısı, eklem ağrısı, bulanık görüş, hafıza kaybı semptomlarına neden olduğu görülmektedir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008)

Food and Agriculture Organization (FAO) ve World Health Organization(WHO) tarafından günlük tüketimine izin verilen doz; 40-50 mg/kg olarak belirlenmiştir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

Karbonatlı gazlı içecekler, toz içecekler, balonlu sakızlar, naneli nefes açıcılar, önceden tatlandırılmış çay, kahveler, süt-yoğurt-dondurma karışımları, kremalar, marmelat ve reçeller, puding-jöle gibi kuru karışımlar, kahvaltılık tahıllar, kurutulmuş ürünler, çiğnenebilen vitaminler, tablet tipi tatlandırıcılar sanayide aspartamın kullanılabileceği besinleri oluşturmaktadır (www.aspartame.org, Erişim Tarihi:31.01.2015).

SAKARİN

İlk kalorisiz yapay tatlandırıcıdır. 1. Dünya Savaşı sırasında şeker yokluğu nedeni ile yaygın kullanımı başlamıştır. Sakarinin asit formu suda çözünmez. Bu nedenle sodyum dihidrat tuzu halinde tatlandırıcı olarak kullanılır (Just ve ark. 2008).

Yüksek stabiliteye sahiptir. Sakarinin raf ömrü; besin maddelerinde 6 ay, ilaçlarda 2 yıl kadardır. Ticari satışı yaklaşık tek başına 12,5 miligramlık tabletler halinde veya Sakarin Sodyum 12,5 mg ve Sodyum Siklamat 125 mg kombinasyonu ile yapılmaktadır. Tat karakteri geç algılanır. Ağızda metalik ve acı tat bıraktığı yapılan tat kontrolleri sonucunda belirlenmiştir. Sakarinin tatlandırıcı kuvveti, çay şekerinin 500 - 700 katı kadardır (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

Yapılan çalışmalar sonucu 1977 yılında sakarinin, üriner sistem tümörlerine neden olabileceği için kullanımı FDA tarafından yasaklanmıştır. Amerikan Tıp Konseyi, 1991 yılında kısıtlı kullanımının sağlık üzerine güvenli olabileceğini bildirmiştir. FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Cemiyeti) ve NIH (Ulusal Sağlık Enstitüsü) 2000 yılında, Ulusal Toksikoloji Programında sakarini karsinojenler listesinden çıkarmıştır. Çalışmalarda gebe kadınlarda, epitel dokuda yapısal değişikliklere neden olabileceği ve anneden bebeğe geçerek birikme yapabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle hamile bayanların sakarin kullanması yasaklanmıştır (İçimli, 2010).

Sakarin için günlük izin verilen doz; 2.5 - 5mg/kg olarak belirlenmiştir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008). Şekerleme, içki, ilaç, diş macunu, unlu mamüller, salata sosları, gazlı içecekler, aspartam ile birlikte diyet soda, meyve konsantreleri, konserve ürünler, sütlü tatlılar, diyet gıdalar ve kozmetik ürünlerin yapımında ve zehirli metaller için panzehir olarak da sakarin kullanılır (http://en.wikipedia.org/wiki/saccharin , Erişim tarihi:31.01.2015).

SİKLAMAT

1937 yılında Illinois Üniversitesi’nde, Sveda tarafından keşfedilmiştir. 1950 yılında ticari olarak kalsiyum ve sodyum tuzları olarak kullanılmaya başlamıştır  (http://tr.wikipedia.org/wiki/Siklamat Erişim Tarihi: 31.01.2015).

Renksiz, kokusuz ve kristal toz haldedir. Ekşi – tatlı tada sahiptir. Su, alkol ve propilen glikolde çözünebilir. Siklamat, karaciğer tarafından metabolize edilmez ve değişmeden böbreklerden atılır. Ancak bağırsak bakterileri tarafından, metaboliti olan siklohegzil amin oluşumuna neden olabilir (Spillane, 2004).

Siklamat tat karakteri olarak sükroza benzer. Ağızda acı tat bırakır. Siklamatın tatlandırıcı kuvveti, şekerin 30 – 50 katı kadardır. Sıvı besinlerde ve meyve aromasının yoğun olduğu ürünlerde daha fazla tatlılık verir. En bilinen etkisini greyfurt suyunda vermektedir. Greyfurtta acı tadı maskeler (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

Amerika’da FDA, 1969 yılında kullanımını yasaklamıştır. 1984 yılında FDA’nın kanser değerlendirme komitesi, karsinojenik olmadığı kanısına varmış ve gıda katkı maddesi olarak kullanılmasını onaylamıştır. Mart 2000 yılında da FDA onayı almıştır (Spillane, 2004).

Yapılan çalışmalar, siklamatın büyük bir kısmının idrarla değişmeden atıldığını ancak küçük miktarlarda da olsa başka kimyasallara dönüşüp emilebileceği riski olduğunu belirtmiştir. Troid bezi adenomu, kolon tümörleri, prostat adenokarsinomu ve mesane kanseri nedeni olabileceği sonuçlarına rastlanmıştır (Spillane, 2004).
Siklamat için günlük izin verilen doz; 1980 yılında; 4 mg/kg,  1982 yılında; 10 mg/kg,  2000 yılında ise son olarak; 11 mg/kg olarak kabul edilmiştir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

ASESÜLFAM – K

Beyaz, kokusuz ve kristal yapıdadır. Organik, sentetik bir tuzdur. Asesülfam – K’ nın tadı sukroza benzer, çabuk algılanır ve tadı kalıcıdır. Ağızda farklı bir tat bırakmaz. Ancak yüksek yoğunlukta kullanıldığında acı, metalik bir tat verir. Şekere göre 130 – 200 kat daha fazla tada sahiptir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

İlk olarak 1983 yılında, Birleşik Gıda Katkıları Uzman Komitesi (JECFA) tarafından değerlendirilmeye alınmıştır. FDA, 1988 yılında alkolsüz içeceklerde tatlandırıcı olarak kullanılmasını onaylamıştır. Mart 2000 yılında FDA, Asesülfam – K’ nın güvenirliliğini tekrar onaylamış ve genel amaçlı kullanımına izin vermiştir. (FDA, 1988)

Avrupa Birliği Bilimsel Gıda Komitesi (SCF), 1985 yılında günlük tüketilebilir miktarı 9 mg/kg vücut ağırlığı olarak belirlemiştir. Günlük alım, FDA tarafında 2000 yılında; 15 mg/kg vücut ağırlığı olarak belirlenmiştir  (Altuğ, 2001).

Gıda sanayiinde geniş kullanım alanı vardır. Gazlı ve gazsız içecekler, meyve nektarları, meyve suyu konsantreleri, süt ürünleri, dondurmalar, tatlılar, marmelatlar, jöleler, reçeller, fırınlanmış ürünler, sakızlar, bazı sebze turşuları, diş macunu, ağız spreyleri üretiminde kullanılmaktadır (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

NEOTAM

Yapısal ve kimyasal olarak aspartama benzemektedir. Kalori içermez. Tatlandırıcı olmasının yanı sıra aromayı (özellikle nane aroması) arttırıcı etkisi de vardır (Nofre ve Tinti, 2000)
 
Diyabet hastalarında glukoz ve insülin konsantrasyonunu etkilememektedir. Fenilketonüri (PKU) hastaları için de neotam içeren ürünlerin etiketlenmesine gerek yoktur. Aspartamdan 30-60 kat, sakkarozdan 7000-13000 kat tatlıdır. Gıda Katkı Maddelerinden Sorumlu Ortak
Uzmanlar Komitesi (JECFA), 2003 yılında neotamın kullanılabilir değerini, 2 mg/kg vücut ağırlığı/gün olarak belirlemiştir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

Sakız, gazlı içecekler, sofralık tatlandırıcılar, dondurulmuş tatlılar, pudingler, dolgu maddeleri, yoğurt tipi besinler, fırınlanmış ürünler ve şekerlemelerin üretiminde kullanılır (Nofre ve Tinti, 2000).

ALİTAM

Alitam, suda ve etanolde kolaylıkla çözünebilir. Şekere göre 2000 kat daha tatlıdır (Bertorelli, 1990). Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda, hiçbir kanserojenik etki ve toksisite görülmediği halde FDA tarafından insanlar için güvenirliliği henüz kabul edilmemiştir. Avustralya, Yeni Zellenda, Meksika ve Çin’de onaylanarak kullanılmaya başlanmıştır. Kanada ve Amerika ‘da kullanımına izin verilmemiştir (Duffy, Anderson, 1998).

STEVİA

Stevia, Paraguay ve Brezilya'da yetişen bir bitkidir. 1887 'de Güney Amerikalı bilim adamı Antonia Bertoni tarafından keşfedilmiştir. Paraguay kızılderilileri tarafından "Tatlı ot" ve "Ballı yaprak" ismiyle bilinir. 1931'de Fransız kimyacılar Bridel ve Lavieille, bitkinin yapraklarından elde ettikleri öz üzerinde çalışmaya başlamış ve çalışmaları sonucunda beyaz kristal yapıda "Stevioside" adı verilen saf ürün elde edilmiştir. Bu maddenin, normal rafine şekerden 100 ile 300 kat daha tatlı olduğu belirlenmiştir (Whitehouse, Boullata  ve McCauley, 2008).

ENERJİ İÇERMEYEN TATLANDIRICILARIN ENERJİ DENGESİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Yapılan hayvan deneylerinde sakkarinin pozitif enerji dengesi yarattığı ve ağırlık alımına neden olduğu yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Diyet tatlandırıcıların kullanımlarının kompansatuar enerji alımını uyaracağı yönünde endişeler olmakla birlikte insan çalışmalarının sonuçlarını değerlendiren bir meta analizde bunun aksi kanıtlanmıştır. (Swithers , Baker ve Davidson, 2009). On iki çalışmayı içeren bu meta analizde aspartam kullanımının enerji kompasyonuna neden olup olmadığı değerlendirilmiş, aspartam kullanımından 24 saat sonraki kompansasyonun %32 olduğu (orijinal %68’lik enerji kaybı kompanse edilememiştir) bildirilmiştir. Bu meta analizdeki meşrubat kullanımını değerlendiren 4 çalışmaya bakıldığında ise kompansasyonun %15 olduğu, meşrubatlarda diyet tatlandırıcı kullanımının, katı besinlerdekine göre daha az kompanse edilebildiği gösterilmiştir. Bu meta analize göre; sukroz ile tatlandırılmış besinler yerine diyet tatlandırıcı ile tatlandırılmış besinlerin kullanımı 24 saatlik zaman diliminde enerji kaybına neden olduğu ve bu enerji kaybının tam olarak kompanse edilemediği gösterilmiştir (De la Hunty, Gibson ve Ashwell 2006).

ENERJİ İÇERMEYEN TATLANDIRICILAR VE AĞIRLIK ÜZERİNE ETKİLERİ

Kontrollü çalışmalar, diyet tatlandırıcılar ile tatlandırılmış besinlerin ağırlık kaybettirdiği veya ağırlık üzerine önemsiz etkileri olduğu yönündedir. Blackburn ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada 163 obez kadına günlük 1500 kcal verilmiş ve hastalar ikiye ayrılmıştır. Bir gruba aspartam içeren besin ve içeceklerin tüketilmesi söylenmiş diğer gruba ise sadece diyetlerine devam etmeleri istenmiştir. Hastalar 16 hafta bu şekilde devam etmiş ve ardından 1 yıl daha aynı şekilde devam etmeleri istenmiştir. Aspartam alan gruptan bu süre sonunda diyet tatlandırıcıyı bırakması istenmiştir ve hastalar 1 yıl daha takip edilmiştir. Sonuçta tüm hastaların yaklaşık %10 kadar ağırlık kaybettikleri ancak, aspartam kullanan grubun kaybedilen ağırlıklarını daha az geri aldıkları görülmüştür (Blackburn ve ark. 1997).

Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA) ve Amerikan Diyabet Cemiyeti’nin (ADA) Temmuz 2012’de yayınladıkları ortak bildiride, tatlandırıcı kullanımının, şeker kullanımını azalttığını ve sonuç olarak total enerji alımını da azalttığını göstermiştir. Böylece ağırlığın kaybedilmesinde veya sabit kalmasında faydalı olduklarını belirtilmiştir (Gardner ve ark. 2012).

ENERJİ İÇERMEYEN TATLANDICILAR VE DİYABET

Yapılan 4  randomize kontrollü çalışma da hastalara yaklaşık 6-16 hafta süreyle diyet tatlandırıcı uygulanmış ve diyet tatlandırıcıların kronik dönem kan şekeri regülasyonu üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Grotz ve arkadaşlarının sukraloz ile yaptığı çift kör, placebo kontrollü çalışmasında 128 Tip 2 Diyabet (DM) hastalarına 13 hafta süreyle 667 mg/gün sukraloz veya placebo uygulanmıştır. Sonuç olarak; sukraloz uygulanan grubun açlık kan şekeri, HBA1c ve açlık c-peptidi değerlerinin placebo grubu ile karşılaştırıldığında fark olmadığı saptanmıştır (Grotz ve ark. 2003).

Barriocanal ve arkadaşlarının yaptığı placebo kontrollü çalışmada, steviol glikozidleri, hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabetik bireylerde 250 mg, günde 3 kez, 3 ay süreyle uygulanmıştır. Sonuç olarak; kan şekeri üzerine olumlu ya da olumsuz etkileri gösterilememiştir (Barriocanal ve ark. 2008).

Maki ve arkadaşlarının yaptığı placebo kontrollü çalışmada yine steviol glikozidleri 60 Tip 2 DM hasta ve 62 sağlıklı kontrol grubunda 1000 mg/gün dozunda uygulanmış ve kan şekeri üzerine etkileri gösterilememiştir (Maki ve ark. 2008).

Cooper ve arkadaşlarının sakkarin ile yaptığı benzer bir çalışmada yine kan şekeri üzerine etki gösterilememiştir (Cooper, Wahlqvist ve Simpson 1988). Diyet tatlandırıcıların, yapılan bu uzun süreli, randomize kontrollü çalışmaların sonucuda kan şekeri üzerine etkisi olmadığı gösterilmiştir ancak Gregersen ve arkadaşlarının yaptığı, steviosidin kan şekeri üzerine akut etkisinin değerlendirildiği bir çalışmada steviosid placebo ile karşılaştırıldığında daha düşük postprandial glukoz değerleri gözlenmiştir (Gregersen ve ark. 2004).

TATLANDIRICI İÇEREN DİYABETİK ÜRÜNLER

Diyabetli kişiler için çok az sayıda özel yiyecek bulunmaktadır. Özel diyabetik ürünler pahalıdır ve genellikle fruktoz ve sorbitol gibi tatlandırıcıları içermektedirler. Bu tatlandırıcıların glikoza (şekere) eşdeğer enerjileri vardır (Tablo 2) . Özel diyabetik ürünlerde fruktoz sıkça kullanılan bir tatlandırıcıdır ve kolesterol, LDL ve trigliseridlerin yükselmesine neden olmaktadır. Ayrıca, diyabetli kişilerde, fruktoz ve sorbitol içeren özel diyabetik ürünler, hiperglisemi ve glikozüri nedeni olabilmektedir. Ayrıca obez Tip 2 diyabetli kişilerde ağırlık kazanımına yol açabilmektedir (http://www.emelalphan.com/FileUpload/ks629877/File/dergi-yapay_tatlandiricilar.pdf, Erişim Tarihi: 31.01.2015).


Diyabetli kişiler için, enerji içermeyen tatlandırıcılarla yapılan hazır yiyecek ve içecekler uygun olabilir ve sakarin ve asesulfam-K gibi enerji içermeyen tatlandırıcılar, yiyeceklerin ve içeceklerin tatlandırılmasında kullanılabilirler. Tatlandırıcılar, belirli ölçülerde tüketilebilir (Tablo 3) (http://www.emelalphan.com/FileUpload/ks629877/File/dergi-yapay_tatlandiricilar.pdf, Erişim Tarihi: 31.01.2015). Tatlandırıcının maksimum günlük dozunun, diyabetli kişilerce bilinmesi gerekmektedir (Tüfekçi, 2004-2005).




SONUÇ


İnsan sağlığını önemli ölçüde tehdit eden diyabetin tedavisi için, medikal tedavinin yanı sıra bilinen en etkili yol, fiziksel aktivitenin arttırılmasıyla birlikte diyetlerin düzenlenmesidir. Bu hastalığın tedavisi için hastaların diyetlerinde şeker ve şekerli yiyeceklerin tüketimini kısıtlama yoluna gidilir. Bunun sonucunda doğal şekerler, bazı durumlarda yerlerini tatlandırıcılara bırakmak zorunda kalmıştır. Diyabetes Mellitus’lu hastalar arasında yapay tatlandırıcı kullanımı gün geçtikçe artmaktadır. Şeker lezzetini vermekte olan bu tabletler direkt şeker alamayan kişiler için vazgeçilmez birer öğe olmuşlardır. Bu tatlandırıcılardan sağlığa olumsuz etkisi olmadığı bilinen aspartam, sakarin ve asesulfam-K gibi enerji içermeyenler, yiyeceklerin ve içeceklerin tatlandırılmasında kullanılabilir. Tatlandırıcılar, yeterli ve dengeli bir beslenme kapsamında, belirli ölçülerde tüketilebilirler. Bu nedenle, tatlandırıcıların gün içerisinde maksimum kullanım miktarı, diyabetli kişilerce bilinmeli ve aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır.

KAYNAKLAR

ADA (2004). Position of the American Dietetic Association: Nutritive and nonnutritive sweeteners. J Am Diet Assoc. 104: 255-275.

ADA (2006). Position Statement of American Diabetes Association: Standarts of medical care in diabetes . Diabetes Care 29: 4-42.

ADA (2010). Pozition Statement of American Diabetes Association: Standards of medical care in diabetes. Diabetes Care 34: 11-61

Aspartame İnternational Center,  www.aspartame.org, Erişim Tarihi:31.01.2015

Alphan, M.E. Yapay Tatlandırıcılar, http://www.emelalphan.com/FileUpload/ks629877/File/dergi-yapay_tatlandiricilar.pdf  , Erişim Tarihi: 31.01.2015)

Altuğ,T (ed)., (2001) Gıda Katkı Maddeleri. Meta Basım, İzmir.

Barriocanal, LA., Palacios, M., Benitez, G., Benitez, S., Jimenez, JT., Jimenez, N., Rojas, V. (2008). Apparent lack of pharmacological effect of steviol glycosides used as sweeteners in humans. A pilot study of repeated exposures in some normotensive and hypotensive individuals and in Type 1 and Type 2 diabetics. Regul Toxicol Pharmacol. 51(1):37-41.

Baysal, A.  (2002). Bozkurt N. Diyet El Kitabı: Ankara: Hatipoğlu Yayınevi.

Beyts, PK., Wiet, SG. (1992). Sensory characteristics of sucralose and other high intensityM sweeteners. J Food Sci.

Bullock, LM., Handel, AP., Segall, S., Wasserman, PA. (1992) Replacement of simple sugars incookie dough. Food Technology: 82, January.

Blackburn, GL., Kanders, BS,. Lavin, PT,. Keller, SD. (1997). Whatley J. The effect of aspartame as part of a multidisciplinary weight-control program on short- and long-term control of body weight. Am J Clin Nutr. 65(2):409-18.

Bertonelli, AM., Czarnowski , JV. (1990). Review of present and future use of nonnutritive sweeteners. Diabetes Educ. 16: 415-422.

Crapo, PA. (1989). Use of alternative sweeteners in diabetic diet. Diabetes Care. 11(2):174-82. Review.

Conn, GL., Hobbs, JR., Munger, SD., Nie, Y., Vigues, S. (2005). Distinct contributions of T1R2 and T1R3 taste receptor subrits to the detection of sweet stimuli. Curr Biol 15: 1948-1952.

Cooper, PL., Wahlqvist, ML., Simpson, RW.  (1988). Sucrose versus saccharin as an added sweetener in non-insulin-dependent diabetes: short- and medium-term metabolic effects. Diabet Med. 7:676-80.

Daniel, JW., Renwick, AG., Roberts A., Sims J. (2000). The metabolic fate of sucralose in rats. Food Chem Tox. 38: 115-121.

Dietary Guidelines for Americans (2005) United States Department of Health and Department of agriculture. http://www.health.gov/dietaryguidelines/dga2005/document, Erişim Tarihi: 31.01.2015)

De la Hunty, A., Gibson, S., Ashwell, M. (2006). A Review of the effectiveness of aspartame in helping with weight control. Nutr Bull. 31:115-128

Duffy, VB., Anderson, GH. (1998). Position of the American Dietetic Association: Use of nutritive and nonnutritive sweeteners. J Am Diet Assoc. 98: 580-587.

Fukuchi, S. (2004). Role of fatty acid composition in the development of metabolic disorders in sucrose-induced obese rats. J Biol Med. 229: 486-493.

FDA (1998). Food and Drug Administration. Approves new high intensity sweetener sucralose. Talk paper T 98-16.

Federal Register (1998) April 3, 64: 16431.

Gregersen, S., Jeppesen, PB., Holst, JJ., Hermansen, K. Antihyperglycemic effects of stevioside in type 2 diabetic subjects. Metabolism. 53(1):73-6.

Gardner, C,. Wylie-Rosett, J., Gidding, SS., Steffen, LM., Johnson, RK,, Reader, D., Lichtenstein, AH. (2012). on behalf of the American Heart Association Nutrition Committee of the Council on Nutrition, Physical Activity and Metabolism, Council on Arteriosclerosis,
Thrombosis and Vascular Biology, Council on Cardiovascular Disease in the Young, and the American D. Nonnutritive Sweeteners: Current Use and Health Perspectives: A Scientific Statement from the American Heart Association and the American Diabetes Association.
Diabetes Care. 35(8):1798-1808.

Goldsmith, LA., Grice, HC. (2000). Sucralose an overwiew of the toxicity data. Food Chem Tox. 38: 51-56.

Grotz, VL., Henry, RR., McGill, JB., Prince, MJ., Shamoon, H., Trout, JR., Pi-Sunyer, FX. (2003). Lack of effect of sucralose on glucose homeostasis in subjects with type 2 diabetes. J Am Diet Assoc. 103(12):1607-12.

Hanas,R. (1998). Insulin dependent diabetes in children adolescent and adults. Class publishing. London.

Just, T., Pau, HW., Engel, U., Hummel, T. (2008). Cephalic phase insülin release in healty
humans after taste stimulation? Appetite 238: 22-627.

Maki, KC., Curry, LL., Reeves, MS., Toth, PD., McKenney, JM., Farmer, MV., Schwartz ,SL., Lubin, BC., Boileau, AC., Dicklin, MR., Carakostas, MC., Tarka, SM. (2008). Chronic consumption of rebaudioside A, a steviol glycoside, in men and women with type 2 diabetes mellitus. Food Chem Toxicol.  7:S47-53.

Nofre, CC., Tinti, JM. (2000). Discovery, properties utility. Food Chemistry 69: 245-57.

Özer, E. (2000). Diyabet diyetisyenliği diyabette beslenme tedavisi 1.İstanbul: Gri Tasarım.

Renwick, AG., Roberts, A., Sims, J., Snodin, DJ. (2000). Sucralose metabolism and pharmacokinetics in man. Food Chem Tox 38: 31-41.

Spillane, WC. (2004). Cyclamates sweeteners that are here to stay. Agrofood Industry Hi-tech 30-31.

Swithers, SE., Baker, CR., Davidson, TL. (2009) General and persistent effects of high-intensity sweeteners on body weight gain and caloric compensation in rats. Behav Neurosci. 123(4):772-80

Ten, S., Maclaren, N. (2004). İnsülin resistance syndrome in children. J Clin Endocrinol Metab. Jun; 89: 2526-39.

Tüfekçi, M.E. (2004-2005) Tatlandırıcı İçeren Özel Beslenme Amaçlı Gıdalar, Diyabet Yıllığı.

Whitehouse, CR., Boullata, J., McCauley, LA. (2008). The potential toxicity of artificial sweeteners. AAOHN Journal Jun 56: 251-25.

Wikipedia, From Wikipedia, the free encyclopedia, http://en.wikipedia.org/wiki/saccharin  , Erişim tarihi:31.01.2015

Wikipedia, Özgür Ansiklopedi, http://tr.wikipedia.org/wiki/Siklamat Erişim Tarihi:31.01.2015)
© 2014 - "SağlıkAfiyetDergi.com" Sağlıklı Yaşam Akademisi tescilli markasıdır.
Yasal Uyarı: Yayınlanan makale, yazı ve haberin tüm hakları www.saglikafiyetdergi.com'a aittir. Özel izin alınmadan makale, yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir. Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile hazırlanmış olup, içeriklerden konunun yazarları sorumludur. İçerik sağlayıcısı haberlerin/yazıların/makalelerin altında gösterilmekte olup, 5651 s. kanun gereği adli/idari bütün sorumluluk içerik sağlayıcıya aittir. Siteye giren herkes "Kullanım Koşullarını" ve eklerini kabul etmiş sayılır.